6 Ekim 2008 Pazartesi

Bayan olmanın güzelliği. Yemek, takı ve alışveriş üzerine...

Bu haftasonu çok hızlı geçti. Cuma akşamı komşularla sohbet. Cumartesi market, pazar, mangalda balık ve sonrasında arkadaşlara çay davetine gitme. Pazar günü de mutfak ve temizlik... Ve bir de eşimin hastalığı nedeniyle, çorbalar, nane limonlar...

Öncelikle dün akşam yaptığımız patlıcan salatasından bahsetmek istiyorum. Patlıcan'ı çok sevmeme rağmen patlıcan salatası hiç bir zaman favorim olmamıştı. Ama dolaptaki patlıcanları kullanmam gerekiyordu. Ben de patlıcan salatası yapmaya karar verdim. Canım mısır da çekince mısırlı patlıcan salatası oldu. Çok da yakıştı.



Sonrasında ağlayan kek yapmaya karar verdim. Geçenlerde bir arkadaşımda yedim ve çok beğendim. Kolları sıvadım. Güzel oldu ancak benim fırınım yavaş yavaş pişirmeyi beceremiyor sanırım. Hemen üstü kararıveriyor. Aliminyum folyo pişirirken zararlı deseler de bazen kullanmadan edemiyorum.



Bir de bugünlerdeki takı çılgınlığımdan bahsetmek istiyorum. Bir sürü takı aldım kendime. Değişik yüzükler, bileklikler, kolyeler... Beypazarı gümüşleriymiş kendileri. Şimdilik sadece bilekliklerin fotosu var daha sonra diğerlerininkini de eklerim. Belki siz de kendiniz daha değişiklerini yaparsınız.

29 Eylül 2008 Pazartesi



Uzun süredir aranızda yokum. Biliyorum biraz uzun oldu, hem zamansızlık hem de isteksizlik vardı. Ama sizleri takibi hiç bırakmadım. Bu sürede neler mi yaptım. Sofralar hazırladım, iftar davetlerine katıldım, bol bol yedim, bol bol sohbet ettim…

Bir de üzücü bir olay oldu. İş arkadaşım (Müdürlükte iki kişi çalışıyoruz) rahatsızlığı nedeniyle üç haftadır raporlu. Şimdi biraz daha iyiymiş, umarım tamamen iyileşir en kısa zamanda… Bu nedenle onun günlük işleriyle benim günlük işlerimin arasında kayboldum. Arada gelen ekstra işler de olunca iş yeri yorucu geçmeye başladı… Akşamları da yemek hazırlığı, davetler vs... Ama işte sonunda tatil geldi. Şimdi yol heyecanı var içimde, valizleri hazırladık, hediyeleri aldık, süslendik ve yarım günlük çalışma süremiz dolunca da memleket yolculuğuna çıkacağız.

Akşama kayınvalideme iftara, daha sonra da annemlere çay içmeye gideceğiz. Tabi bizimkiler yine her zamanki gibi bayram alışverişini sona bırakmışlardır. Küçük kız kardeşim abla benimle alışverişe gel diye tutturacak. O kalabalıkta gezmeyi hiç sevmesem de bayramda önemli olan çocukların mutluluğu diye düşünüp, katlanacağım.

Şimdi hatırladım da anneannem bayramda bize mendil verirdi ve beni en mutlu eden hediye o olurdu nedense… Anneannemi, babaannemi, dedelerimi herkesi çok özledim. Özellikle de onlarla vakit geçirmek istiyorum. Çünkü bazen onlara bir şey olacak diye çok korkuyorum ve mümkün olduğunca çok zaman geçirmek istiyorum.

Ben on yaşıma gelene kadar babaannemlerle birlikte yaşamışız. Annem ve babam çok genç evlendikleri için. Evde büyük amcam(babamdan büyük), halam ve küçük amcam da vardı bir süre. Çok eğlenceli bir evdi. Herkesin gözbebeğiydik kardeşimle birlikte. Zavallı küçük amcam bizden çok çekti :) Dedem ne istesek yapardı… Hala çok düşkündür bizlere. Tabi pabucumuz biraz dama atıldı. Şimdi bizim üç ve dört numara daha gözde. Bizimkiler ve babaannemler karşılıklı dairelerde oturuyorlar. Küçük kız kardeşim de sürekli orada. Artık ona olan düşkünlüğün fazla olması normal, ben evlendim barklandım, uzaklarda kaldım :) Hatırlıyorum da ben evden uzakta çalışmaya başlayıp ev tuttuğumda, sen şimdi orada bulaşık yıkamakla uğraşıp yorulma diye bana bulaşık makinesi almıştı, Canım dedem …

İşte bu bayrama girerken içimde özlem var. Ailemle zaman geçirmeye özlem. Biraz gidip kayınvalidemlere “gelinlik” yapma özlemi. Kardeşlerimle kahkahalara boğulma özlemi vs. vs. Umarım güzel bir bayram olacak.



Hepimizin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Bayramınız mübarek olsun…
Nice bayramlara…

28 Ağustos 2008 Perşembe

Düşlerimin Prensi - Goong

Bu aralar kendimi lise çağlarındaki kızlar gibi hissediyorum. Çünkü lise dönemlerinde böyle dizileri izlerdim :) Ama yeniden hoşuma gitmeye başladı. Anime dizilerden zaten hiç kopmadım ama pembe dizi tadındakilerden ne zamandır izlemiyordum. Çok beğendim, çok eğlendim izlerken. Çok da romantik bir dizi bence…



TRT1’de hergün 16:00 civarında yayınlanıyor. Yayın saati sürekli değiştiği için kesin bir saat veremiyorum. 24 bölümlük kısa bir Kore dizisi ve bugün 22. bölüm yayınlanacak sanırım. Ben merak edip netten hepsini ingilizce altyazılı olarak izledim.



Sonu beni çok tatmin etmedi. Daha çok detay göstermelerini bekliyordum sanırım. Ama yine de çok güzeldi.

http://www.india-forums.com/forum_posts.asp?TID=741459

Buradan bütün bölümlerini izleyebilir ya da indirebilirsiniz.

Not: Dizinin müzikleri de enfesti. Şu an çalmakta olan Perhaps Love ve Crystal Flower.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Neden?

Neden Anlamadım ama Foto ekleyemiyorum!!!

Tembelliğe Rağmen...

Şu an canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Çok yorgun hissediyorum kendimi. Eve gidip uyumak istiyorum. Tabi alışverişe de çıkabilirim. Alışveriş canlandırır beni :) Bekleyen işler, yapılacak planlar var ama bende de isteksizlik var. Aslında bir haftadır çok hareketli ve güzel zaman geçiyorum. Hepsinden bahsedeceğim birazdan. Bu halsizliğimi de dün akşamki tenis maçımızın beni yormasına bağlıyorum. Aslında ilk defa bu kadar eğlenerek oynadım, ama yoruldum da. Çınar, Badem ve Totoro ile güzel bir akşam geçirdik yine…

Anlatacak çok şey var ama nereden başlasam?

Haftasonu Sapanca’ya gittik. Güral Sapanca diye yeni bir otel açılmış. Otelin mimarisi, odaları vs çok güzeldi. Havuza girdik, orman havası aldık, hamaklarda bol bol tembellik yaptık. Genellikle bebekli aileler vardı. Minicik bebişler ve etrafta dolaşan biraz daha büyük çocuklar… Çok tatlılardı. Aslında daha ayrıntılı bilgiler vermek isterdim ama bu halsizlik!!! En iyisi bol foto koyarak durumu kurtarmak.

Bir gece Sapanca’da kaldıktan sonra Pazar günü İstanbul’a geçtik. Hava çok sıcaktı. Allah’tan alışveriş merkezleri var :) Ama öncesinde Kız kulesine uğrayalım istedi eşim. O taraflardan geçerken aklına gelmiş. İkimiz de daha önce Kız kulesine gitmemiştik. Sonra bir baktık cebimizde 15 milyon var. Alışveriş merkezine gidiyoruz orada nasıl olsa bankamatik var diye telaş yapmamıştık. Kredi kartlarına çok güvenmek de iyi olmuyor. Neyse ki gidiş dönüş tek kişi 5 milyonmuş.

Kız kulesine çıktık. En üst kattaki cafe’de camları açmışlar. Süper esiyor. Oturduk kahve içtik. Orada kart geçiyormuş Allah’tan. Sonrasında da Capitol’e geçip konser saatini bekledik. İstanbul’a gidiş amacımız Tarkan konseriydi. Saat 20:00 gibi konser alanındaydık. Aşırı kalabalıktı. 21:00’da konser başladı, eğlenceliydi. Bol bol oynadım. Ama etrafımdaki insanlara bakınca biraz şaşırdım. İnsanlar sanki sinemaya gelmiş gibiydiler. Sigara yasak olmasına rağmen herkes içti :( Aslında uyaracaktım ama keyiflerini bozmayayım dedim. Sadece duman üzerime gelince bir kişiyi uyardım o da özür diledi. Beni şaşırtan bir şey de yanımdaki bayanın önlerde olmamıza ve Tarkan’ı gayet rahat görmemize rağmen büyük ekrana dönüp (Tarkan solda, ekran sağda ) çekirdek yiyerek büyük ekranı seyretmesiydi… Belki de öyle hoşuna gidiyordur :) Bense şarkılar söyledim, oynadım vs vs. Onlar da beni garipsemişlerdir belki :) Değişiklik oldu bizim için. Tabi dönüş yolunun eziyetinden bahsetmek istemiyorum. Gece 02:30’da evimizde olduk. Hızlı ve rahat geldik. Ama benim uyursam eşim de uyur kaza yaparız diye bir fobim olduğundan, bayılacak durumlara gelip yine de gözümü açık tutmaya çalışmalarım eziyetti. Olsun ne yapalım…

İşte son zamanlarda olanlar. Aslında başladığım kitaplar, izlediğim filmlerden de uzun uzun bahsetmek isterdim…

Kısaca değineyim:

Sinema:
Vantage Point, The Bucket List, Enchanted, Baba Serisi, Güney Kore sinemasından-İhtiyar Delikanlı ve İntikam Meleği, Zor Ölüm – 4

Kitap:
Ruhlar Evi’ni merak ettiğimden diğer başladığım kitaplara ara verdim. Ruhlar Evi’ni merakla okumaya devam ediyorum. Olasılıksızlık da dikkatimi çekti birkaç sayfasını okudum, devam edeceğim. Puslu Kıtalar Atlası beklemede…