16 Mayıs 2008 Cuma

Tuluyhan Uğurlu

Dün akşam Tuluyhan Uğurlu konserindeydik.

Muhteşemdi.



Çok güzel mesajlar içeriyordu.

Tam da havamdaydım sanırım, çok etkilendim.

Örnek:

SAVAŞA Hayır diye bağırmak istiyorum.

Afrikadaki çocuklar aç kalmasın istiyorum.

Hayvan derileri, fil dişleri konusunda daha duyarlı olalım, düşünelim istiyorum.

Çevreye zarar vermeyelim, çok çöp üretmeyelim, çok tüketmeyelim istiyorum.

İstiyorum, istiyorum ama çok bir şey de yapamıyorum.

Her zaman bildiğim şeyler tabi ama dün akşam yine çok etkilendim.

Elimden geldiğince dikkatli olmaya çalışıyorum ama yetmiyor dahası da olmalı...

Geçenlerde eşimle ilçemizin gitmediğimiz yerlerini de görelim diye arabayla en uç bölgelere kadar gittik. Manzara harikaydı. Yeşillikler, deniz. Ama sonra birden iğrenç bir koku duyduk. Baktık ki, ilçemizin çöplüğü orada. Yeşillikler içinde bir tepeye atılıyormuş. Çok iğrenç. Yiyoruz, içiyoruz, tüketiyoruz ve çöplerin yok olduğunu sanıyoruz ama yok olmuyorlar, oradalar işte :(

Eskiden süt sütçü teyzen gelirdi, kutu çöpleri olmazdı. Meyve sebze alırken pazardan, herkes kendi pazar çantasıyla giderdi, naylon poşetler çıkmazdı vs. vs. Biliyorum değişti artık dünya bu şekilde ama yine de bunların arasında en uygun şekilde davranıp, doğaya zararımızı azaltabiliriz.

Etkilendim. Daha da dikkatli olmaya karar verdim. Şimdiye kadar dikkat ettiğimden daha da çok dikkat etmeye…

Sizleri de daha da duyarlı olmaya çağırıyorum.

Bu konuda yazmak isteyen herkesi sobeliyorum…

Tuluyhan Uğurlu çok şekerdin, bir harikasın…

15 Mayıs 2008 Perşembe

Arkadaşlarla Paylaşmanın Önemi ;)

Trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına, hiç susun demeden yolculuğa devam ettiğinde; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof.Covey'in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.

Covey bu örnekleri ;“aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma(zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein'in bir sözünü anımsatıyor:

Karsılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz. Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, "sorunların içinde kaybolmak" yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu aşma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?

Çözümsüz gibi gördüğünüz sorunlar konusunda paradigma değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatimizi, basarimizi, mutluluğumuz belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Basımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır......."

Stephan Covey

14 Mayıs 2008 Çarşamba

AVATAR – The Last Airbender

Bu aralar yine çizgi film havamdayım. İşte yeni merak saldığım çizgi dizi :



Hikaye: (http://tr.wikipedia.org)

Dizinin olay örgüsü başlamadan 100 yıl önce, Aang adlı 12 yaşındaki bir Hava Bükücü, Güney Hava Tapınağı'nda yaşıyordu. Yaşlı Keşişlerden kendisinin Avatar olduğunu öğrendi. Normalde bir Avatar'a gerçek kimliği 16 yaşına bastığında söylenirdi ancak Keşişler 4 ulus arasındaki savaşın yaklaşmakta olmasından korktukları için bunu daha önce açıkladılar; çünkü bir savaş başladığında barışı getirebilecek ve dengeyi yeniden sağlayabilecek tek kişi Avatar'dı. Kısa bir süre sonra Aang, öğreticisi ve koruyucusu Keşiş Gyatso'dan ayrılmak ve eğitimine devam etmek için Doğu Hava Tapınağı'na gitmesi gerektiğini öğrendi.

Korkmuş ve kafası karışmış olan Aang, uçan bizonu Appa ile birlikte kaçmaya karar verdi ama Güney Okyanusu'nda ani bir fırtına ile karşılaşıdı ve okyanusun dibine doğru batmaya başladı. Kendinden geçmiş bir halde bilinçsizce Avatar Hâli'ne geçen Aang, kendisini ve Appa'yı korumak için avatar halini alarak bir balon yarattı. Ancak Aang yarattığı buzdağının içinde Avatar hâlinde kaldı ve bu buzdağı Güney Kutbu'na doğru sürüklendi.



Dizi bu olaylardan 100 yıl sonra, Ateş Ulusu'nun savaşta mutlak zafere ulaşmak üzere olduğu bir dönemde başlar. Tüm Hava Gezginleri yok olmuştur. Su Kabileleri çok zor durumdadır. Güney Su Kabilesi'ndeki askerler, savaşmak için ailelerini terketmişlerdir ve evlerini savunmasız bırakmışlardır. Bu arada daha büyük olan Kuzey Su Kabilesi savunmaya devam etmektedir. Diğer yanda Toprak Krallığı, Ateş Ulusu'nun zaferi önündeki tek gerçek engeldir. Ancak sınırlarına gelen ordulara dayanmakta zorlanan Toprak Krallığı her geçen gün yenilgiye daha da yaklaşmaktadır.
Güney Su Kabilesi'ndeki iki kardeş: Deneyimsiz Su Bükücü Katara ve Kabile'nin koruyucusu genç savaşçı Sokka, Aang ve Appa'yı buzdağından kurtararak macerayı başlatırlar. Aang yokluğu boyunca bir asrın geçtiğini ve korkunç savaşın 100 yıldır sürdüğünü anlar. Aang'in kendisini dondurduğu yıl, Ateş Lordu Sozin, Avatar'ın yokluğunu fırsat bilir ve Dünya'nın yakınından geçmekte olan kuyrukluyıldızın gücünü de alarak büyük savaşı başlatır. Aang, Ateş Ulusu'nun Hava Göçebeleri'ni yok ettiğine inanamaz. Bu Aang'i hayattaki son Hava Bükücü yapacaktır.
Avatar olarak Aang'in görevi savaşı bitirmek ve uluslar arasında bozulan dengeyi yeniden kurmaktır. Aang, yeni tanıştığı arkadaşları Katara ve Sokka, uçan bizon Appa, maymun Momo ve 2.Sezon'da onlara katılan Toprak Bükücü Toph ile birlikte 4 elementin ustası olmak için yolculuğa başlar. Yolculukları boyunca sürgün Prens Zuko daha sonra ise kardeşi Prenses Azula ile uğraşmak zorunda kalırlar.
Esas görevi olan 4 elementin ustası olmak dışında Aang, yaz sonuna kadar Ateş Lordu Ozai'yi yenmek zorundadır. Çünkü Ateş Ulusu'na savaş başlatmak için güç veren "Sozin" kuyrukyıldızı yaz sonunda yeniden gelecek ve bu kez Ateş Bükücülere savaşı tamamen bitirecek gücü verecektir. Eğer bu gerçekleşirse, bu kez Avatar bile bozulan dengeyi yeniden sağlamayı başaramayacaktır.

13 Mayıs 2008 Salı

Yorgunum Dostlarım, Yorgunum, Yorgun :))

Çınarcım haklısın yazmalıyım da, yazacak hal mı var? :))

Heryerim ağrıyo, bir isteksizlik, depresiflik hali. Yorgunluk ve Uykusuzluk ...

Dün başlayan Çağan Irmak dizisi merakımdan geç yattım. Önceki günlerden de uykusuz olunca, durum budur...

Haftasonu çok güzel geçti. Cuma akşamı sevgili komşucuklarımız geldi. Onlar gelmeden çok çalıştım. Plan yaptım. Ama planlarım suya düştü çünkü çocuklarını getirmediler. Halbuki ben çocuklara masa kurmuş. Tabaklarına yiyeceklerini bile koymuştum. Hatta izleyecekleri çizgi filmi seçmiş, bir de oynamaları için jengayı ortaya çıkarmıştım. Bu kadar plancı olmamak gerek :) Totoro bir sürü laf etti zaten, ne zaman rahat olmayı öğreneceksin diye. Ama ben zaten rahatım yapmazsam rahatsız oluyorum. Efendim, işte yedik, içtik, güldük gece 2'de son buldu muhabbetimiz. Ertesi gün banyo yapıp kuaföre gittim, süslendim. Sonra eşimle alışveriş yaptık. Kendisi bana anneler günü hediyesi aldı. Henüz anne olmasam da geleceğin annesi olduğum bahanesiyle :) Ne zamandır istediğim çantaya kavuştum.

Akşamüzeri misafirlerimiz (şehir dışından eşimin kuzeni ve eşi) geldi. Birlikte deniz kenarına yemeğe gittik. Sonrasında da bovling oynamaya. Eşimin kuzeni pek başarılı olamadı ama eşi gayet iyiydi. Kızlar olarak onları yeniyorduk ki, Totoro sağolsun "strike" yaparak hevesimizi kursağımızda bıraktı. Sevgili kocacım Totoro "Yapılacak şey miydi bu?". Gecemizin dışarı faslını bitirip eve geldik. Yeniden pasta, börek, kuruyemiş, meyve...(bu hafatasonu çok şiştim, ahhhhh ahhhh)

Pazar sabahı güzel bir hava ile uyandık. Kahvaltılıklarımızı alıp sahile indik. Denize karşı çaylarımızı yudumladık. (Deniz kenarında yaşamayanları kıskandırmıyorum umarım :)) Sonra ilçemizde bulunan turistik mekan sayılan mağaraları gezdik. Ben de ilk defa bu kadar ayrıntılı gezmiş oldum, hoş oldu. Bunların üstüne bir de go kart patlattık. Bu sefer çılgın gibi değil hanım hanım sürmeye çalıştım. Ama pek beceremedim galiba :) Sonra buradaki ünlü pidecimize gittik. Her zaman çok beğenirim. Ama terslik ya bu sefer nedense çok yağlı yapmışlar, misafirlerimiz beğenmedi :((

İşte haftasonu böyle. Dün ise arkadaşlarla yemek yedik. Lost'un son bölümünü izledim. Totoroyla birlikte bir saat boyunca 2000'lik yapbozumuzun parçalarını renklerine ayırdık. Yol arkadaşımı izledim.

Bu yapboz halısını kullanmayı bilen var mı? Daha katlamadık ama katlayınca bozulmadığına emin misiniz? Ne zor şeymiş bu yapboz olayı. Bir dahaki sefere 500'lük seçeceğim :)))

Bu arada Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'ni bitirdim. Çok güzel karakter analizleri vardı ama sonunu beğenmedim. Herşey havada kaldı sanki. Bir sürü kişiden, konudan bahsedildi ama sonuç? Belki de devamı var ben bilmiyorum. Aslında mutlaka bir sonuç beklememek gerek, kendime göre sonuçlar çıkardım elbet ama okuyucu alışkanlığı işte olmuyor merak ediyorum...

Görüşmek üzere...

9 Mayıs 2008 Cuma

Ortaya Karışık: Alışveriş – Yemek – Kitaplar – Yapboz - Kayınvalide

Bu hafta yoğun deyip duruyorum ama araya bir sürü şey sıkıştırdığımı fark ettim. Mesela kendime iki tane ayakkabı ve bir tane çanta aldım. Ayak numaram 40-41 olduğundan genelde sadece inci’den bulabiliyorum. Bulduğum zaman da hemen alıyorum. Herkes çeşit çeşit uygun fiyatlı ayakkabılar alıyor, çok kıskanıyorum. Ben öyle değişik değişik giyemiyorum :( Hamileyken ne yapacağımı düşünüyorum şimdiden. Herkes akıl veriyor, yaza getir de bari terlik giyersin diyorlar. Oldu hadi planlayayım bakalım tutacak mı? :))))

Çarşamba günü de Çınar, Badem ve Totoro’yla balık yedik denize karşı, açık havada. Biraz üşüdük ama olsun sohbet ve yemekler çok güzeldi. Bir güzel şiştik. Bir de Totoro ona neden Totoro ismini koyduğumu sordu. Çok şirin dedim ama “o” sanki tombik demek gibi geldi bana dedi. Çınar da hemen açıkladı “Totoro” Miyazaki’nin bir animesinden diye. Beni kurtaracak diye sevinirken hemen patlattı, o da şişko diye :)) Sevgili kocacım alınmış. Ama alınmasın şişman değil ki. Sadece bu aralar ikimizde hareketsizlik nedeniyle birazcık etlendik. Ben boydan çok iyi kurtarıyorum hatta dar giyinmezsem zayıf bile derler. Bu boyun işe yaradığı zamanlarda oluyor. (merak edenlere 1.78’im) Canım Totorom merak etme diyete başlıyoruz, tenis ve yürüyüş de başlayacak. Yakında filinta gibi olursun.

Bir de bu hafta kitap siparişlerimiz elimize ulaştı. Büyük bir zevkle kitaplığımıza yerleştirdim. Sizlerin sevdikleri kitaplardan da seçmiştim. İşte listem:



Kitaplarla birlikte yapboz halımızı da aldım sonunda. İşte evdeki yapbozumuz bakalım ne zamana bitireceğiz:



Bugün bir de kayınvalidemden bahsetmek istedim burada. Bugünlerde bana çok yardımcı sağolsun. Fedakârlığından burada da bahsetmeden geçemeyeceğim. Kayınvalidem yemek, pasta ve börek konularında çok başarılıdır. Ve aynı şehirde yaşamadığımız halde sık sık bize kargo yollar. Her seferinde de kızmıyorsun değil mi kızım istemezsen yollamam ama ben çok mutlu oluyorum der. Misafirin geleceği zaman bana haber ver diye de sıkı sıkı tembih eder. İşte bu hafta Cumartesi olacak misafirliğimi Cumartesi şehir dışından misafir geleceğinden Cuma’ya alınca, kayınvalidemden yardım istedim. Sağolsun bana börek, cevizli çörek, profiterol yollamış. Bende dolma ve bir çeşit daha tatlıyı ayarladım. Onun sayesinde her şey yoluna girdi. Bir de o kadar çok titiz olup kendini harap etmese süper olacak :) Ama ne yapalım insanlar değişemiyor.